Bundan 8 yıl önceydi. Avrupa'da yılın otomobili yani Car of The Year (COTY) organizasyonunun genişleme planı yaptığını ve yeni jüri üyeleri aradığını o dönemde Fiat'ın Kurumsal İletişim Müdürü görevini yürüten Hülya Boray Pamuk'tan duymuştum. Hemen bir CV'mi organizasyon komitesine göndermiştim. Jüri üyeliğiyle ilgili başvurumu unutmuştum ki yaklaşık 2 yıllık aradan sonra COTY'nin genel sekterinden COTY jüri üyesi aday adayı olduğumu yazan bir mektup aldım. Sonrasında Cenevre Otomobil Fuarı'nda COTY genel sekreteri ve başkanı ile bir araya geldik.
O gün Türkiye'nin tek jüri üyesi olarak seçildim. 1964 yılından bu yana Avrupa'da yılın otomobilini seçen bu organizasyona katılmam sonradan öğrendiğim kadarıyla o kadar da kolay olmamış. Organizasyon komitesi ve Başkan Ray Hutton, sıkı bir araştırma yapıp benim doğru isim olup olmadığımı öğrenmek çalışmış. Organizasyonda jüri üyeliği yapmak hem benim açımdan hem de Türkiye açısından önemliydi .
Türkiye, otomotivde hızla büyürken bir şekilde Türk gazetecilerin de bu organizasyonda yerleri olmalıydı. Ayrıca Türkiye'nin Avrupa içinde olup olmadığı konuşulurken ben Avrupa ülkelerinden oluşan bir organizasyona kabul edilmiştim.
Her neyse geçmişi bırakalım, bugünden söz edelim . Avrupa'da yılın otomobili yarışmasının finalistleri belli oldu. 22 ülkeden 58 jüri üyesinin oylarıyla 7 otomobil finalde yılın otomobili olmak için yarışacak. Otomotiv dünyasının Oscar'ı olarak kabul edilen Car of the Year'da, bu yıl MercedesBenz C Serisi, Kia Cee'd, Mazda 2, Fiat 500, Nissan Qashqai, Ford Mondeo ve Peugeot 308 finale kaldı.
Son oylama kasım ayı başında gerçekleşecek. Birinci olan otomobil 19 Kasım tarihinde kamuoyuna açıklanacak. Bu yılki adaylara bakınca hepsinin finale kalmaya hak ettiklerini görüyorum. Ancak, ne yazık ki 7 finalist arasından sadece bir birinci çıkacak.
2 Ocak 2008 Çarşamba
Doktor gibi otomobil Türkiye'de yok satar
Bu yıl 40'ıncısı düzenlenen Tokyo Otomobil Fuarı için Japonya'daydım. Fuarda, geleceğin otomobillerine bugünden dokunurken, artık
otomobile yeni bir görev biçildiğini de gördüm. Düne kadar sadece ulaşım aracı olarak görülen, bugünlerde ise daha çok yaşam tarzının simgesi rolüyle öne çıkan otomobil, artık doktorculuğa soyundu .
Tokyo Otomobil Fuarı'nda gördüğüm Toyota'nın konsept modeli adeta bir psikolog. Sürücüyle iletişim kuran otomobil, ruh halini çözümleyip sürücünün o an mutlu ya da mutsuz olduğunu anlıyor. Sürücünün gözlerini, yüzünün şeklini inceleyen, kalp atışlarını değerlendiren otomobil, sürücü gergin ve mutsuzsa, otomobilin içindeki havayı ayarlıyor, içerdeki renkleri değiştiriyor. Gerginliğini azaltıyor, bir psikolog gibi rahatlamasını, gevşemesini sağlıyor. İnsanların mutsuz, trafikte gergin ve agresif olduğu Türkiye'de inanın bu otomobil yok satar.
Kadın gözleri tasarımcıların gözdesi
Tokyo'dayken fırsattan istifade Toyota'nın tasarım merkezini de ziyaret ettim. Toyota'nın tasarım felsefesinin ipuçlarını keşfettim. Ofisten daha fazla bir ev ortamına benzettiğim, çalışanların birlikte oyunlar oynadıkları, spor yaptıkları bu merkezde bir afiş dikkatimi çekti. Tasarımcılar çeşitli dergilerde yayımlanan fotoğraflardan kestikleri kadın gözlerinden bir afiş yapmışlar. Onlarca çekici ve güzel kadın gözünü bir araya getiren bu afişin nedeni ise tasarımcıların far tasarımını yaparken, bu kadın gözlerinden esinlenmeleriymiş. Bunu duyunca yıllar önce Peugeot'da çalışan Türk tasarımcı Murat Günak'ın söyledikleri aklıma geldi. Günak'ta otomobil farlarını tasarlarken kadın gözlerinden esinlendiğini açıklamıştı. Hatta Peugeot 407 Coupe'nin farlarında Sophia Loren'den esinlenmişti. Bugün otomobil tasarımlarında erkeklerin hakimiyeti var. Eğer tersi olsaydı ve kadınlar otomobil tasarlasaydı, erkek gözlerine bakarlar mıydı ? Sadece merak ettim.
otomobile yeni bir görev biçildiğini de gördüm. Düne kadar sadece ulaşım aracı olarak görülen, bugünlerde ise daha çok yaşam tarzının simgesi rolüyle öne çıkan otomobil, artık doktorculuğa soyundu .
Tokyo Otomobil Fuarı'nda gördüğüm Toyota'nın konsept modeli adeta bir psikolog. Sürücüyle iletişim kuran otomobil, ruh halini çözümleyip sürücünün o an mutlu ya da mutsuz olduğunu anlıyor. Sürücünün gözlerini, yüzünün şeklini inceleyen, kalp atışlarını değerlendiren otomobil, sürücü gergin ve mutsuzsa, otomobilin içindeki havayı ayarlıyor, içerdeki renkleri değiştiriyor. Gerginliğini azaltıyor, bir psikolog gibi rahatlamasını, gevşemesini sağlıyor. İnsanların mutsuz, trafikte gergin ve agresif olduğu Türkiye'de inanın bu otomobil yok satar.
Kadın gözleri tasarımcıların gözdesi
Tokyo'dayken fırsattan istifade Toyota'nın tasarım merkezini de ziyaret ettim. Toyota'nın tasarım felsefesinin ipuçlarını keşfettim. Ofisten daha fazla bir ev ortamına benzettiğim, çalışanların birlikte oyunlar oynadıkları, spor yaptıkları bu merkezde bir afiş dikkatimi çekti. Tasarımcılar çeşitli dergilerde yayımlanan fotoğraflardan kestikleri kadın gözlerinden bir afiş yapmışlar. Onlarca çekici ve güzel kadın gözünü bir araya getiren bu afişin nedeni ise tasarımcıların far tasarımını yaparken, bu kadın gözlerinden esinlenmeleriymiş. Bunu duyunca yıllar önce Peugeot'da çalışan Türk tasarımcı Murat Günak'ın söyledikleri aklıma geldi. Günak'ta otomobil farlarını tasarlarken kadın gözlerinden esinlendiğini açıklamıştı. Hatta Peugeot 407 Coupe'nin farlarında Sophia Loren'den esinlenmişti. Bugün otomobil tasarımlarında erkeklerin hakimiyeti var. Eğer tersi olsaydı ve kadınlar otomobil tasarlasaydı, erkek gözlerine bakarlar mıydı ? Sadece merak ettim.
Subaru, Avrupa için Türkiye’de üretim yapmayı planlıyor
Uluslararası Motorlu Taşıt Üreticileri Derneği (OICA) verilerine göre, Türkiye 2006 yılında 987 bin 780 araç üretimiyle dünyada 16’ıncı sıraya yükseldi.
Yani bugün Türkiye, dünyada en çok araç üreten 16 ülkeden biri. Avrupa’da ise Almanya, Fransa, İspanya, İngiltere ve İtalya’nın ardından 6’ıncı sırada. 5’inci sırada yer alan İtalya’yla arasında yaklaşık 200 bin adetlik fark kalmış durumda. Devreye giren yeni model ve kapasite artışıyla Türkiye, 2008 yılı sonunda 1.4 milyon adetlik bir üretime ulaşacak. Bu da 2008 yılında Türkiye’nin İtalya’yı geçip 5’inci sıraya yükselmesi anlamına geliyor.
SUBARU’NUN YENİ STRATEJİLERİ
Tabi bu durum geriden gelen Çek Cumhuriyeti, Polonya gibi doğu Avrupa ülkelerindeki üretim artışlarına da bağlı. Bu yüzden yeni yatırımları ve yeni model üretimlerini hükümetin de desteğiyle Türkiye’ye çekmemiz şart. Buradan şuna geleceğim. Geçtiğimiz hafta Tokyo Otomobil Fuarı için Japonya’daydım. Fuar sırasında Japon Subaru’nun Avrupa’ya yönelik yeni stratejilerini öğrendim. Subaru, Japonya’nın havacılık, otomotiv ve endüstri makinaları alanlarında faaliyet gösteren en büyük gruplarından Fuji Heavy Industries’a bağlı bir otomobil şirketi. Grubun otomobil üretimi konusunda sadece Japonya’da ve Amerika’da fabrikası var.
Subaru’nun yüzde 20’si 2005 yılına kadar General Motors’a (GM) aitti. 2005 yılında ise GM içine girdiği mali kriz nedeniyle hisselerini sattı. Hisselerin yüzde 11.3’ünü Subaru geri alırken, yüzde 8.7’sini ise 300 milyon doların üzerinde bir para ödeyerek Toyota aldı. İşte bu hisse değişimin ardından Subaru’da gözle görülür değişiklikler olmaya başladı. Özellikle 2006 yılının sonlarına doğru Fuji Heavy Industries’in CEO’luğuna pazarlama kökenli Ikuo Mori’nin getirilmesiyle marka yeni bir çizgiye girdi. Yarışçı kimliğine sahip Impreza’nın tamamen değiştirilerek kompakt bir araç haline getirilmesi de bunun en somut örneği.
Subaru, yeni yapısıyla Japonya dışında özellikle Avrupa ve Amerika’da büyümek istiyor. Bunun için ortağı Toyota’nın da bilgi ve tecrübesinden yararlanıyor. Geçtiğimiz günlerde Toyota’yla küçük otomobil geliştirme konusunda anlaşttığını açıklamıştı.
Tabi tüm bu gelişmeler olurken, Subaru üretimde kapasite sıkıntısı çekmeye başladı. Sadece Japonya ve Amerika’da fabrikası bulunan Subaru’nun üretim kapasitesi 600 bin adedi zor buluyor. Amerika’da bir tek SUV modelleri Tribeca’nın üretildiği düşünülürse üretimdeki ağırlık Japonya’da.
100 BİN ADET AÇIK
Bu doğrultuda Subaru özellikle Avrupa’daki yeni Impreza ve Forester talebine yetişemiyor. Subaru yetkilileri şu anda Avrupa’da talepte 15-20 bin adet açıkları olduğunu söylüyor. Buna Avrupa dışındaki bölgelerde eklenince açık 100 bin adedi buluyor. Yani Subaru’nun kısa süre içinde en az 100 bin adetlik ekstra bir kapasiteye ihtiyacı bulunuyor. İşte bu noktada Tokyo’da görüştüğümüz Subaru yetkilileri, bu açığı yeni bir fabrikayla kapatmak istediklerini söylüyorlar. Bunun için de büyümek istedikleri Avrupa’ya yakın uygun bir ülke arıyorlar. İlk etapta Subaru’nun önünde 3 seçenek varmış. Biri Rusya ikincisi Doğu Avrupa’da bir ülke, üçüncüsü ise Türkiye. Ama yetkililer bu seçeneklerin Rusya ve Türkiye olarak ikiye indiğini söylediyer.
TÜRKİYE’NİN AVANTAJLARI
Hızla büyüyen ve bir çok yatırımı çeken Rusya’nın şansı çok gibi görünsede, Subaru’nun ortağı olan Toyota’nın Türkiye’de çok başarılı bir fabrikaya sahip olması ve Türkiye’nin coğrafi pozisyonu bizim şansımızı da oldukça artırmış. Bu konuyla ilgili olarak önümüzdeki günlerde Subaru’nun çok daha net açıklamaları olacakmış. Ama Subaru özellikle Avrupa’da büyümek için yeni bir yatırım yapmayı kafasına koymuş.
Bu noktada en büyük iş Subaru’nun Türkiye distribütörü Bayraktar Grubu’na ve hükümete düşüyor. Türkiye, bu yatırımı çekip 100 bin adetlik yepyeni bir fabrikaya daha kavuşma şansına sahip. Bence şimdiden lobi çalışmalarına başlamalıyız.
Aston Martin’i getirmek için Bayraktar devrede
Ford, geçtiğimiz Mart ayında James Bond’un favori spor otomobil markası İngiliz Aston Martin’i motorsporları girişimcisi David Richards’ın önderliğindeki bir yatırım grubuna 939 milyon dolara satmıştı. Aston Martin fanatiği olan Borusan Otomotiv İcra Kurulu üyesi Ali Vahapzade, satış sürecine kadar bu markayı Türkiye’ye getirmek için uğraşıyordu. Ancak satışın ardından Vahapzade bu fikrinden vazgeçtiğini belirterek şunları söylemişti: "Biz temsilcisi olduğumuz Land Rover’la kardeş şirket olduğu için Aston Martin’i getirmek konusunda avantajlıydık. Ama şimdi şirket satılınca böyle bir avantajımız kalmadı. Biz de artık bu markayı almak isteyen diğer şirketlerle eşit şansa sahibiz. Bu yüzden bu planımızı rafa kaldırdık."
Borusan Otomotiv vaçgeçtikten sonra mı bilmiyorum ama bu kez Aston Martin’i Türkiye’ye getirmek için Bayraktar Holding’in devreye girdiğini öğrendim. Citroen ve Subaru’nun Türkiye temsilcisi olan Bayraktar Holding otomotiv sektöründe büyümek istediğini açıklamıştı. Bu doğrultuda Bayraktar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bayraktar, "Doğuş Otomotiv gibi çok markalı bir grup olmak istiyoruz" yorumunu bile yapmıştı. Çinden Koreye bir çok otomotiv markasıyla görüşen Bayraktar Holding, şimdi Mustafa Bayraktar’ın da arzusuyla Aston Martin gibi hem spor hem de prestijli bir markayı bünyelerine katmak istiyor. Bunun için uzun bir süredir Aston Martin’in yeni sahipleriyle görüşüyorlarmış. Bekleyip göreceğiz.
Yani bugün Türkiye, dünyada en çok araç üreten 16 ülkeden biri. Avrupa’da ise Almanya, Fransa, İspanya, İngiltere ve İtalya’nın ardından 6’ıncı sırada. 5’inci sırada yer alan İtalya’yla arasında yaklaşık 200 bin adetlik fark kalmış durumda. Devreye giren yeni model ve kapasite artışıyla Türkiye, 2008 yılı sonunda 1.4 milyon adetlik bir üretime ulaşacak. Bu da 2008 yılında Türkiye’nin İtalya’yı geçip 5’inci sıraya yükselmesi anlamına geliyor.
SUBARU’NUN YENİ STRATEJİLERİ
Tabi bu durum geriden gelen Çek Cumhuriyeti, Polonya gibi doğu Avrupa ülkelerindeki üretim artışlarına da bağlı. Bu yüzden yeni yatırımları ve yeni model üretimlerini hükümetin de desteğiyle Türkiye’ye çekmemiz şart. Buradan şuna geleceğim. Geçtiğimiz hafta Tokyo Otomobil Fuarı için Japonya’daydım. Fuar sırasında Japon Subaru’nun Avrupa’ya yönelik yeni stratejilerini öğrendim. Subaru, Japonya’nın havacılık, otomotiv ve endüstri makinaları alanlarında faaliyet gösteren en büyük gruplarından Fuji Heavy Industries’a bağlı bir otomobil şirketi. Grubun otomobil üretimi konusunda sadece Japonya’da ve Amerika’da fabrikası var.
Subaru’nun yüzde 20’si 2005 yılına kadar General Motors’a (GM) aitti. 2005 yılında ise GM içine girdiği mali kriz nedeniyle hisselerini sattı. Hisselerin yüzde 11.3’ünü Subaru geri alırken, yüzde 8.7’sini ise 300 milyon doların üzerinde bir para ödeyerek Toyota aldı. İşte bu hisse değişimin ardından Subaru’da gözle görülür değişiklikler olmaya başladı. Özellikle 2006 yılının sonlarına doğru Fuji Heavy Industries’in CEO’luğuna pazarlama kökenli Ikuo Mori’nin getirilmesiyle marka yeni bir çizgiye girdi. Yarışçı kimliğine sahip Impreza’nın tamamen değiştirilerek kompakt bir araç haline getirilmesi de bunun en somut örneği.
Subaru, yeni yapısıyla Japonya dışında özellikle Avrupa ve Amerika’da büyümek istiyor. Bunun için ortağı Toyota’nın da bilgi ve tecrübesinden yararlanıyor. Geçtiğimiz günlerde Toyota’yla küçük otomobil geliştirme konusunda anlaşttığını açıklamıştı.
Tabi tüm bu gelişmeler olurken, Subaru üretimde kapasite sıkıntısı çekmeye başladı. Sadece Japonya ve Amerika’da fabrikası bulunan Subaru’nun üretim kapasitesi 600 bin adedi zor buluyor. Amerika’da bir tek SUV modelleri Tribeca’nın üretildiği düşünülürse üretimdeki ağırlık Japonya’da.
100 BİN ADET AÇIK
Bu doğrultuda Subaru özellikle Avrupa’daki yeni Impreza ve Forester talebine yetişemiyor. Subaru yetkilileri şu anda Avrupa’da talepte 15-20 bin adet açıkları olduğunu söylüyor. Buna Avrupa dışındaki bölgelerde eklenince açık 100 bin adedi buluyor. Yani Subaru’nun kısa süre içinde en az 100 bin adetlik ekstra bir kapasiteye ihtiyacı bulunuyor. İşte bu noktada Tokyo’da görüştüğümüz Subaru yetkilileri, bu açığı yeni bir fabrikayla kapatmak istediklerini söylüyorlar. Bunun için de büyümek istedikleri Avrupa’ya yakın uygun bir ülke arıyorlar. İlk etapta Subaru’nun önünde 3 seçenek varmış. Biri Rusya ikincisi Doğu Avrupa’da bir ülke, üçüncüsü ise Türkiye. Ama yetkililer bu seçeneklerin Rusya ve Türkiye olarak ikiye indiğini söylediyer.
TÜRKİYE’NİN AVANTAJLARI
Hızla büyüyen ve bir çok yatırımı çeken Rusya’nın şansı çok gibi görünsede, Subaru’nun ortağı olan Toyota’nın Türkiye’de çok başarılı bir fabrikaya sahip olması ve Türkiye’nin coğrafi pozisyonu bizim şansımızı da oldukça artırmış. Bu konuyla ilgili olarak önümüzdeki günlerde Subaru’nun çok daha net açıklamaları olacakmış. Ama Subaru özellikle Avrupa’da büyümek için yeni bir yatırım yapmayı kafasına koymuş.
Bu noktada en büyük iş Subaru’nun Türkiye distribütörü Bayraktar Grubu’na ve hükümete düşüyor. Türkiye, bu yatırımı çekip 100 bin adetlik yepyeni bir fabrikaya daha kavuşma şansına sahip. Bence şimdiden lobi çalışmalarına başlamalıyız.
Aston Martin’i getirmek için Bayraktar devrede
Ford, geçtiğimiz Mart ayında James Bond’un favori spor otomobil markası İngiliz Aston Martin’i motorsporları girişimcisi David Richards’ın önderliğindeki bir yatırım grubuna 939 milyon dolara satmıştı. Aston Martin fanatiği olan Borusan Otomotiv İcra Kurulu üyesi Ali Vahapzade, satış sürecine kadar bu markayı Türkiye’ye getirmek için uğraşıyordu. Ancak satışın ardından Vahapzade bu fikrinden vazgeçtiğini belirterek şunları söylemişti: "Biz temsilcisi olduğumuz Land Rover’la kardeş şirket olduğu için Aston Martin’i getirmek konusunda avantajlıydık. Ama şimdi şirket satılınca böyle bir avantajımız kalmadı. Biz de artık bu markayı almak isteyen diğer şirketlerle eşit şansa sahibiz. Bu yüzden bu planımızı rafa kaldırdık."
Borusan Otomotiv vaçgeçtikten sonra mı bilmiyorum ama bu kez Aston Martin’i Türkiye’ye getirmek için Bayraktar Holding’in devreye girdiğini öğrendim. Citroen ve Subaru’nun Türkiye temsilcisi olan Bayraktar Holding otomotiv sektöründe büyümek istediğini açıklamıştı. Bu doğrultuda Bayraktar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bayraktar, "Doğuş Otomotiv gibi çok markalı bir grup olmak istiyoruz" yorumunu bile yapmıştı. Çinden Koreye bir çok otomotiv markasıyla görüşen Bayraktar Holding, şimdi Mustafa Bayraktar’ın da arzusuyla Aston Martin gibi hem spor hem de prestijli bir markayı bünyelerine katmak istiyor. Bunun için uzun bir süredir Aston Martin’in yeni sahipleriyle görüşüyorlarmış. Bekleyip göreceğiz.
Türk otomotivinin falında 'ferahlık' çıktı
Bundan 50 yıl önce Türk otomotiv sektörünün ekonominin ve ihracatın bir numarası olacağını kimsenin tahmin edeceğini sanmıyorum. Hatta böyle söyleyen birisine o günlerde deli gözüyle bakılırdı. Aradan geçen 50 yıllık sürede Türk otomotivi kendini ispat etti. Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) tarafından hazırlanan bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugün 1.2 milyon adet üretim kapasitesine sahip olan otomotiv sektörü, 2010 yılında kapasitesini 2 milyon adede çıkarmayı hedefliyor. Halen 15 milyar dolarlık ihracatı bulunan sektörün 2012 yılı hedefi ise 25 milyar dolar .
Son 5 yılda otomotiv ihracatının 3 kat artması sonucu, Türkiye ihracatında 7'inci sırada olan otomotiv sektörü bugün 1'inci sıraya yerleşti. Birincilik koltuğunu da hiçbir sektöre kaptırmayacak gibi görünüyor. Türkiye'de otomotiv sektörü üretim gücü itibariyle Avrupa'da 6'ncı, dünya sıralamasında ise 16'ncı sırada bulunuyor. 2006 yılı verilerine göre otobüs üretiminde Avrupa lideri olan Türkiye, hafif ticari araçta 2'inci, kamyonda ise 9'ıncı sırada.Küresel standartlarda üretim yapan ve Türkiye'nin önemli ihracat kalemleri arasında yer alan Türk ticari araç sektörü ve yan sanayi, ülkemize önemli bir döviz girdisi sağlıyor . Sektör yarattığı katma değer ve istihdam bakımından da Türkiye ekonomisinde önemli bir konuma sahip.
Özellikle son yıllarda sanayi ve yan sanayi kuruluşlarının kurumsallaşması, uluslararası standartlarda çalışmaya başlaması, ArGe potansiyeli ve insan gücü küresel otomotiv firmalarının yeni araç projelerinin tasarımını Türk şirketlerine vermelerine yol açıyor.
Otomotiv sektörünün önü açık. Bundan 50 yıl sonra Türkiye dünya otomotivinde önemli bir oyuncu olacak . Bunu söylemek için kahve falına bakmaya gerek yok. Sadece düne ve bugüne bakmak yeterli.
Son 5 yılda otomotiv ihracatının 3 kat artması sonucu, Türkiye ihracatında 7'inci sırada olan otomotiv sektörü bugün 1'inci sıraya yerleşti. Birincilik koltuğunu da hiçbir sektöre kaptırmayacak gibi görünüyor. Türkiye'de otomotiv sektörü üretim gücü itibariyle Avrupa'da 6'ncı, dünya sıralamasında ise 16'ncı sırada bulunuyor. 2006 yılı verilerine göre otobüs üretiminde Avrupa lideri olan Türkiye, hafif ticari araçta 2'inci, kamyonda ise 9'ıncı sırada.Küresel standartlarda üretim yapan ve Türkiye'nin önemli ihracat kalemleri arasında yer alan Türk ticari araç sektörü ve yan sanayi, ülkemize önemli bir döviz girdisi sağlıyor . Sektör yarattığı katma değer ve istihdam bakımından da Türkiye ekonomisinde önemli bir konuma sahip.
Özellikle son yıllarda sanayi ve yan sanayi kuruluşlarının kurumsallaşması, uluslararası standartlarda çalışmaya başlaması, ArGe potansiyeli ve insan gücü küresel otomotiv firmalarının yeni araç projelerinin tasarımını Türk şirketlerine vermelerine yol açıyor.
Otomotiv sektörünün önü açık. Bundan 50 yıl sonra Türkiye dünya otomotivinde önemli bir oyuncu olacak . Bunu söylemek için kahve falına bakmaya gerek yok. Sadece düne ve bugüne bakmak yeterli.
İstanbul otomotivin direksiyonuna oturuyor
Türkiye artık sadece yaptığı üretim ile anılmayacak, otomotiv dünyasının geleceğinin belirlenmesinde de rol oynayacak. Bu konudaki ilk adım automotivist kongresinde atılacak. 27 Kasım'da Lütfi Kırdar'da yapılacak kongrenin ilkinde, Türkiye otomotiv sektörünün dünya otomotiv sektörü içindeki yeri konuşulacak. Kongreye Fiat, Alfa Romeo, Lancia, Maserati ve Ferrari markalarını bünyesinde bulunduran Fiat Grubu'nun CEO'su Luca de Meo konuşmacı olarak katılacak. Bunun yanı sıra Türkiye'de otomotiv ihracatının yüzde 80'inden fazlasını gerçekleştiren Ford Otosan'ın CEO'su Michael Flewitt, Toyota Türkiye CEO'su Tamer Ünlü, Tofaş CEO'su Ali Pandır ve Oyak Renault'nun CEO'su Alain Gabillet ilk kez bir araya gelip Türk otomotiv sektörünü masaya yatıracaklar. Avrupa'da yılın otomobilini seçen COTY'nin Başkanı Ray Hutton, 15 milyon üyeli Alman otomobil kulübü ADAC'ın Başkanı Wilfred Klanner, Avrupa'da yetkili satıcıları bir çatı altında toplayan CECRA'nın Başkanı Prof. Dr. Jürgen Creutzig, dünyaca ünlü otomotiv sektörü bilgilendirme kurumu J.D. Power'ın Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Operasyonları Direktörü Brian Walters, Ford tasarımcısı Murat Güler, bu yıl ilki düzenlenen kongrede konuşmacı olarak yer alacaklar. Kongrenin bir sürprizi ise Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı'nın öğle yemeğinde VIP konuklara konuşma yapacak olması. Soylu ve Cengiz Danışmanlık tarafından düzenlenen kongrenin sponsorluğunu ise BP, Castrol, Aksigorta ve Lassa yapıyor. Türkiye'nin otomotiv dünyasındaki rolü sadece üretimle sınırlı olmamalı. Otomotiv dünyasının geleceğinin çizildiği, yeni fikirlerin geliştirildiği bir ülke olmalı ki, Türkiye otomotivde kalıcı olsun. Bunun ilk adımı atılıyor.
Türkiye, Toyota'nın da ticari üretim üssü oluyor
Ticari araçta 390 bin adetlik üretim ile İspanya'nın ardından Avrupa'nın ikinci büyük üretim merkezi olan Türkiye, yeni yatırımlarla bir numara olmaya artık çok yakın. Son olarak dünyanın en büyük otomotiv firması Toyota da, üretmeyi planladığı hafif ticari araç için Türkiye'yi seçti. Kısa bir süre önce Tokyo Motor Show'da konuştuğum Toyota Başkanı Katsuaki Watanabe, ticari araç pazarının hem Türkiye hem de Avrupa'da hızla büyüdüğünü ve bu pazarda yer almayı istediklerini açıklamıştı. Başkan, hafif ticari araç üretimiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü, bu aracın nasıl olacağı ve nerede üretileceğiyle ilgili yakın bir zamanda açıklama yapacaklarını söylemişti.
Toyota sonunda bu aracın üretileceği yer konusunda karar verdi. Auris ve Corolla Verso modellerini ürettikleri Adapazarı tesislerini, yeni hafif ticari aracın üretim üssü olarak seçti. Bu kararda, Adapazarı'nın Toyota fabrikaları içinde üst üste en kaliteli üretim yapıldığı tesis seçilmesi önemli rol oynadı. Bunun yanı sıra Türkiye'de üretilen Ford Transit Connect ve Fiat Doblo'nun hem iç pazarda hem de ihracatta elde ettiği başarılı sonuçlar etkili oldu. Ayrıca, Tofaş'ın Fiat, Peugeot ve Citroen için üretimine başladığı Minicargo projesinin 1 milyon adetlik sipariş alması ve Türkiye'nin ticari araçta kalitesini ve tecrübesini perçinleştirmesi ibrenin Türkiye'ye dönmesini sağladı.
Toyota, Adapazarı tesisleri içinde yapılacak yeni yatırımla ilk etapta yılda 100 bin adet hafif ticari araç üretimini hedefliyor. 2010 yılında devreye girmesi beklenen yatırımla, Toyota Türkiye'nin üretim kapasitesi de 250 bin adetlere yükselecek. 2006 yılında 2.3 milyar dolarlık ihracat yapan firma, yeni hafif ticari aracın üretimiyle birlikte ihracatını da katlayacak. Yeni yatırım hem Toyota hem de Türkiye için önemli . Çünkü Toyota, daha önce olmadığı, ancak hızla büyüyen hafif ticari araç pazarına giriş yapıyor. Made in Turkey damgalı hafif ticari araçlar, Toyota'nın Avrupa hedeflerine ulaşmasında önemli rol oynayacak.
Üretim için Adapazarı tesislerinin seçilmesi ise artık Türkiye'nin ticari araç üretiminde söz sahibi olduğunu kanıtlaması açısından önemli.
Türk mühendisi, Türk işçisinin emeğiyle üretilen ticari araçlar, uzun yıllar dünyanın yükünü taşımaya devam edecek
Toyota sonunda bu aracın üretileceği yer konusunda karar verdi. Auris ve Corolla Verso modellerini ürettikleri Adapazarı tesislerini, yeni hafif ticari aracın üretim üssü olarak seçti. Bu kararda, Adapazarı'nın Toyota fabrikaları içinde üst üste en kaliteli üretim yapıldığı tesis seçilmesi önemli rol oynadı. Bunun yanı sıra Türkiye'de üretilen Ford Transit Connect ve Fiat Doblo'nun hem iç pazarda hem de ihracatta elde ettiği başarılı sonuçlar etkili oldu. Ayrıca, Tofaş'ın Fiat, Peugeot ve Citroen için üretimine başladığı Minicargo projesinin 1 milyon adetlik sipariş alması ve Türkiye'nin ticari araçta kalitesini ve tecrübesini perçinleştirmesi ibrenin Türkiye'ye dönmesini sağladı.
Toyota, Adapazarı tesisleri içinde yapılacak yeni yatırımla ilk etapta yılda 100 bin adet hafif ticari araç üretimini hedefliyor. 2010 yılında devreye girmesi beklenen yatırımla, Toyota Türkiye'nin üretim kapasitesi de 250 bin adetlere yükselecek. 2006 yılında 2.3 milyar dolarlık ihracat yapan firma, yeni hafif ticari aracın üretimiyle birlikte ihracatını da katlayacak. Yeni yatırım hem Toyota hem de Türkiye için önemli . Çünkü Toyota, daha önce olmadığı, ancak hızla büyüyen hafif ticari araç pazarına giriş yapıyor. Made in Turkey damgalı hafif ticari araçlar, Toyota'nın Avrupa hedeflerine ulaşmasında önemli rol oynayacak.
Üretim için Adapazarı tesislerinin seçilmesi ise artık Türkiye'nin ticari araç üretiminde söz sahibi olduğunu kanıtlaması açısından önemli.
Türk mühendisi, Türk işçisinin emeğiyle üretilen ticari araçlar, uzun yıllar dünyanın yükünü taşımaya devam edecek
SKODA AUTO “TOUR DE FRANCE” İLE OLAN ORTAKLIĞINI UZATTI
Skoda Auto’nun, buz hokeyi dünya şampiyonasına 15 yıldır yaptığı sponsorluğun yanında Tour de France ortaklığı da, şirketin sponsorluk ve iletişim stratejisinin başlıca unsurlarından birini oluşturuyor. Konu ile ilgili açıklama yapan Skoda Auto İletişiminin başında bulunda Martin Lauer; “Bizim bisiklet sporuna olan ilgimiz ve özellikle ‘Tour de France’ ile devam etmekte olan ortaklığımız, en iyiler ile bir ekip oluşturma yönündeki uzun dönemli stratejimizin bir parçasıdır ve bu, bir yandan marka bilinilirliğini ve görünürlüğünü artırırken, diğer yandan da ürünlerimizin birinci sınıf kalitesini de gözler önüne sermektedir” dedi.
“Tour de France” ile olan ortaklık, A.S.O. tarafından Paris – Roubaix yarışı başta olmak üzere Fransa ve Belçika’da organize edilen belli sayıda yarışmanın desteklenmesini içeriyor
“Tour de France” ile olan ortaklık, A.S.O. tarafından Paris – Roubaix yarışı başta olmak üzere Fransa ve Belçika’da organize edilen belli sayıda yarışmanın desteklenmesini içeriyor
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)